Türkiye’de Terör Araştırmaları-THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Cephesi)

Pin için

Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C)

THKP-C’nin Doğuşu

1970’lerin başlarında, Türk sosyalist hareketi, 1965 öncesindeki birliğine kıyasla, yoğun tartışmalar ve olası bir “sol” askeri darbe ihtimali nedeniyle önemli ölçüde parçalanmıştır. Çeşitli grupların bu olası darbeye ilişkin farklı görüşleri vardı; bunlar arasında radikal reformlara inanan “sol Kemalistleri” destekleyen gruplar ve bu tür eylemleri eleştirenler de bulunmuş; MDD ve Kıvılcımlı gibi önemli gruplar askeri müdahaleyi desteklerken, TIP ve yasadışı TKP ise temkinli bir tavır alarak müdahale etmeme yaklaşımını önceliklendirmiştir. Küresel güçlerin, özellikle SSCB ve Çin’in etkisi, Türkiye’nin durumuna doğrudan müdahale etmeden kendi etki alanlarını korumayı amaçladıkları için darbe konusundaki stratejilerini şekillendirmiştir (Kürkçü, 1988).

1970 yılı sonbaharında gerçekleştirilen Dev-Genç Kongresi’nde Mahir Çayan ve Mihri Belli çevreleri arasındaki görüş ayrılıkları belirgin bir biçimde ortaya çıkmıştır. Kongrede Mahir Çayan yaklaşık dört saat süren kapsamlı bir konuşma yapmış ve bu konuşma, Çayan grubunun programatik yaklaşımını ortaya koyan bir metin niteliği taşımıştır. Çayan, Mihri Belli ile aralarındaki farklılığı temelde bir “nüans farkı” olarak değerlendirmiştir. Toplantı sırasında Doğu Perinçek ve beraberindeki grup da söz alarak hem Çayan hem de Belli çevrelerini eleştirmiştir. Ancak kurultay sürecinde Perinçek ve arkadaşlarının çeşitli baskı ve engellemelerle karşılaştıkları ifade edilmektedir. Kongre, Belli ve Çayan grupları arasında sağlanan bir uzlaşmayla sonuçlanmış olsa da bu uzlaşmada Çayan grubunun daha etkili bir konum elde ettiği görülmektedir (Doğan, 1987). Kongrenin ardından Çayan çevresi, yaklaşık iki yıldır oluşturdukları ilişkileri kurumsal bir yapıya dönüştürme kararı almış ve yeni bir örgütlenme modelini hayata geçirmeyi planlamıştır. Bu çerçevede örgütün bir Genel Komite ve bir Merkez Komitesi şeklinde yapılandırılması düşünülmüştür. Sina Çıladır, örgütün kuruluş kararının alındığı toplantıyı Ankara Kavaklıdere’de gerçekleştirilen bir buluşma üzerinden aktarmakta; Mahir Çayan, Münir Aktolga, Yusuf Küpeli, Bingöl Erdumlu ve bazı arkadaşların katıldığı bu toplantıda yeni hareketin Genel Komitesinin oluşturulmaya başlandığını belirtmektedir. Ertuğrul Kürkçü ise savcılık ifadesinde THKP-C’nin kuruluş sürecine ilişkin ayrıntılı bilgiler vermiştir. Buna göre Genel Komite’de Mahir Çayan, Yusuf Küpeli, Münir Aktolga, Ziya Yılmaz, Ertuğrul Kürkçü, Orhan Savaşçı, Ulaş Bardakçı, Sina Çıladır, Bingöl Erdumlu, İrfan Uçar ve Hüseyin Cevahir yer almıştır. Yapılan iş bölümünde Mahir Çayan, Yusuf Küpeli ve Münir Aktolga örgütün merkezi yönetimini üstlenmiş; Çayan ve Aktolga ideolojik ve politik görüşlerin hazırlanmasından ve bu görüşlerin Kurtuluş gazetesinde yayımlanmasından sorumlu olurken, Yusuf Küpeli bu düşüncelerin kitle toplantılarında aktarılmasını üstlenmiştir. Bölgesel görev dağılımında Ziya Yılmaz Karadeniz’de kadroların ideolojik eğitimini ve köylü hareketi içinde yeni kadroların oluşturulmasını yürütmekle görevlendirilmiş; Ertuğrul Kürkçü gençlik ve Dev-Genç çevrelerinde ideolojik çalışmalar yapmıştır. Hüseyin Cevahir Doğu Anadolu’da, İrfan Uçar Güney Anadolu’da benzer örgütsel ve ideolojik faaliyetleri yürütmekle sorumlu tutulmuştur. Bingöl Erdumlu işçi hareketi içerisinde, özellikle İzmir Yapı İşçileri Sendikası aracılığıyla faaliyet yürütürken, Sina Çıladır Ereğli’de maden işçileri arasında çalışmıştır. Orhan Savaşçı askerî kadroların hazırlanması görevini üstlenmiş, Ulaş Bardakçı ise ilerleyen süreçte şehir gerillası faaliyetlerinde kullanılacak araç ve teçhizatın temin edilmesiyle görevlendirilmiştir (Doğan, 1987).

Timlerin Oluşumu

Dev-Genç meselesi, kuruluşun ardından gündeme gelmiştir. Kitle hareketlerindeki düşüş önemli bir aşamaya erişmişti. Mahir Çayan, notlarında bu durumu kısa süre içinde askeri bir taktik değişikliği önermiştir. Çayan, gençlik hareketlerinin ve çatışmalarının yanlış değerlendirildiğini belirtmiştir. Dev-Genç, güçlü bir işçi partisi gibi hareket etmemiştir ve geçmişteki taktikleri artık işe yaramamıştır. Düşmanın güçlü olduğu bu ortamda, Dev-Genç’in savaşında yöntemlerin değişmesi gerektiğini düşünerek karşı-devrimci güçlerin güçlendirilmemesi için iki veya üç fakülteyi temel üs olarak seçip bu alanlarda yoğunlaşmak gerektiğini vurgulamıştır. Diğer fakültelerin ise seyyar küçük grupların kontrolüne alınması gerektiğine karar verilmiş ve bu taktiğe uygun olarak altı beş kişilik tim oluşturularak Yusuf Küpeli, timlerin başına getirilmiştir. Bu, şehir gerillasına geçişin bir adımı olmuştur (Doğan, 1987).

Örgütün kuruluş toplantısında, başlangıçtaki görev dağılımı hızla önemini yitirmiş ve Şubat ayında görüşülen, şehir gerilla savaşına uygun yeni bir bölümlemeye yol açmıştır. Ertuğrul Kürkçü bunu polise verdiği ifadede açıklamıştır. Bunun ardından ilk banka soygunu gerçekleştirilmiş ve ardından bir toplantı daha yapılmıştır. Şehir gerilla eylemlerine öncelik veren ve diğer mücadeleleri bir kenara bırakan geçici bir komite kurulmuştur. On kişilik bir grup ikiye ayrıldı ve beşi İstanbul’a gitmiştir ve bu grupta Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Ziya Yılmaz, Oktay Etiman ve Hüseyin Cevahir yer almıştır. Ankara’dan gelen diğer grup ise Yusuf, Münir, Ertuğrul, Kazım ve Hüdai’den oluşmuştur. Amaç, bir tarafın aksaklıklarla karşılaşması durumunda örgütsel sürekliliği sağlamak olmuştur (Kürkçü, 1988).

Bölünme

Mayıs 1971’de, Çayan ve arkadaşlarının tutuklanmasının ardından, THKP-C’nin kalan liderleri paniğe kapılmıştır. Mahir Çayan’ın duruşma sırasındaki açıklamaları ve mektupları bu paniği daha da artırmış ve Yusuf Küpeli ile Münir Aktolga’nın ona karşı açıkça dile getirdikleri bir öfke geliştirmelerine yol açmıştır. Başlangıçta Ankara’da saklandılar, ancak daha sonra İstanbul’a gitmeye karar vermişlerdir. Küpeli önce, ardından Aktolga gitmiştir. Bu arada, Çayan’ın yakalanmasının ardından Merkez Komite’ye katılan Ertuğrul Kürkçü Ankara’da kalmıştır. İstanbul’a gelmeden önce bir toplantı yaptılar ve yenilgilerinin nedenini gençliğe güvenmeye bağlamışlar ve silahlı işçi ekipleri kurarak işçilere odaklanmaya karar vermişlerdir. Ancak bu karar yüzeyseldi ve fikirler üzerine gerçek bir tartışmadan ziyade, sorunlarından kaçmak için aceleci bir çabayı yansıtmıştır. İstanbul’da Küpeli ve Aktolga tutuklu üyelerle temas kurdular, ancak eleştirilerini paylaşmamışlardır. Tutuklular, eleştirilerine cevap aramak için onlara mektup yazdılar, ancak yanıt alamamışlardır. İstanbul’a geldikten sonra Küpeli ve Aktolga eleştirilerini resmileştirmişler ve Kıvılcımlı’nın fikirlerine dayalı yeni bir çizgiyi savunmaya başlamışlardır. Görüşlerini 116 sayfalık bir belgede dile getirdiler ve bu belge gelecekteki inançları için önemli hale gelmiştir. Belgede, özellikle emperyalizm konusunda THKP-C’nin geçmiş eylemlerine şiddetle karşı çıkılmış ve Çayan’ın devrimci eylem teorilerine karşı çıkarak daha evrimci bir yaklaşıma yönelmişlerdir (Yılmaz, 2006).

Küpeli-Aktolga, toprak reformunun emperyalizm tarafından toprak sorunlarını çözmek için yapıldığını, kırsal kesimde yapılacak bir şey kalmadığını ve çabaların kentsel mücadelelere odaklanması gerektiğini savunmaktadır. Fikirleri, özellikle Osmanlı toplumunu analiz ederken, öncelikle Kıvılcımlı’nın teorilerine dayanmaktadır. Erken dönem Osmanlı liderlerinin toplumun dinamiklerinden değil, bağımsız ve güçlü bir devlet olarak ortaya çıktığına inanmaktadırlar. Osmanlı toplumundaki sömürücü sınıfı tefeciler ve tüccarlar olarak tanımlarlar ve bu sınıfın daha sonra komprador ve tekelci burjuvaziye dönüştüğünü belirtmişlerdir. Türkiye’deki çeşitli ilerici hareketleri Osmanlı mirasının mirasçıları olarak görmüşlerdir ve halkın bu ilericilerden her zaman hoşlanmadığını belirtmişlerdir. 1971’den sonra Küpeli-Aktolga, durumlarını önceki yanılgıları ve hatalarıyla yüzleşmeyi gerektiren bir durum olarak değerlendirmişlerdir. Baskıların ve darbelerin THKP-C içindeki bazı boyun eğme eğilimlerini nasıl ortaya çıkardığını vurgulamışlardır. Başlangıçta Mahir Çayan ile doğrudan çatışmadan kaçınmayı amaçlasalar da onun hapisten kaçmasının ardından karşılaşmaları kaçınılmaz hale geldi ve destek vermedikleri gerekçesiyle sert eleştirilere maruz kaldıkları gergin bir görüşme gerçekleşmiştir. Toplantıdan sonra her iki taraf da THKP-C destekçilerini kazanmak için yoğun çaba sarf etmiştir. Her yere haberciler gönderildi ve insanlar davet edilerek davalarına katılmaya ikna edilmiştir. Çayan ve grubunun gücü ve kaynakları sınırlıydı, çünkü hapisten yeni kaçmışlardı ve yerlerinin ihbar edilmesinden korkarak kalacak yer bulmakta zorlanmışlardır. Küpeli ve Aktolga grubunun daha fazla avantajı olduğundan örgüt kabaca ikiye bölünmüştür. Askeriyedeki genç subaylar, Ankara, Orta Karadeniz ve İstanbul’dan gruplarla birlikte Çayan’ın fraksiyonunu desteklemiştir. İstanbul, Adana, Karadeniz Ereğlisi ve Söke’den bazı kişiler Küpeli ve Aktolga’nın yanında yer alırken, Ankara Mamak Hapishanesi ve İzmir’dekiler kararsız kalmıştır. İlk toplantıdan sonra Çayan, Münir Aktolga’yı tekrar aradı. Küpeli’nin yokluğunda görüşmeleri daha az gergin geçmiştir. Aktolga, üzerinde çalıştıkları bir belgeyi getirmiştir. Görüşmenin sonunda Çayan, Aktolga’ya THKP-C ile bağlarını kopardıklarını ve artık THKP ve THKC isimlerini kullanamayacaklarını bildirmiştir. Birbirlerini ihbar etmemeye karar vermişlerdir. Kısa süre sonra, Genel Kurul’un kendilerini ve görüşlerini paylaşan herkesi örgütten ihraç etme kararı aldığını belirten, Çayan ve diğerleri tarafından imzalanmış bir ihraç bildirisi Küpeli ve Aktolga’ya gönderilmiştir (Doğan, 1987).

THKP-C Eylemleri

THKP-C, Türkiye’de 12 Mart olayları civarında şekillenmeye başlamış ve etkili eylemleriyle tanındı, ancak 1972 ortalarında siyasi hayatına fiilen son veren önemli darbeler almıştır. Bu dönemden sonra, THKP-C’nin “yeniden doğuşunu” temsil eden ve 1970’lere ve sonrasına kadar devam eden, halefleri olduğunu iddia eden çeşitli hareketler ortaya çıkmıştır. Bu kavram, geleneksel değişmez miras anlayışından saparak, THKP-C’yi bir kaynaktan doğarken zaman içinde evrimleşen ve çeşitlenen bir nehre benzetmektedir. THKP-C’yi analiz ederken, silahlı mücadele felsefesi de dahil olmak üzere, tanımlayıcı özelliklerini incelemek çok önemlidir. THKP-C’nin bir parçası olmanın özü, devrimci bir strateji olarak silahlı eyleme bağlılığı içermektedir. 1973’ten sonra, THKP-C’nin mirasını sürdürdüğünü iddia eden hareketler, genellikle kanıtlanmış başarıya sahip yerleşik geleneklerle rekabet ederek zorluklarla karşılaşmıştır. Rekabetin dinamikleri, bu gruplar arasında farklı doktrinlerin gelişmesine yol açmıştır ve genel olarak, THKP-C, “silahlı devrim” anlayışına benzersiz bir şekilde odaklanarak, sonraki hareketleri etkilemiş ve Türkiye’deki devrimci mücadele söylemini şekillendirmiştir (Laçiner, 1998).

THKP-C’nin gerçekleştirdiği terör eylemleri Doğan (1987) tarafından kronolojik olarak aşağıdaki gibi sıralanmıştır:

  • Banka soygunları (1970–1971),
  • ABD Askerî personeline yönelik eylemler (Kaçırma girişimleri, NATO ve ABD bağlantılı hedeflere karşı tehdit ve propaganda faaliyetleri),
  • İsrail başkonsolosu Efraim Elrom’un kaçırılması ve öldürülmesi (1971),
  • Şehir gerillası faaliyetleri,
  • Tutuklu bulunan THKP-C üyelerinin, Maltepe Askerî Cezaevi’nden kaçışı,
  • Ünye’de NATO radar üssünde görev yapan yabancı teknisyenlerin kaçırılması,
  • Kızıldere Olayı (30 Mart 1972).

THKP-C’DEN DHKP-C’YE

DHKP-C, 1960’larda Türkiye’deki radikal sol hareketlerin bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. 1970’lerde Mahir Çayan tarafından kurulan THKP-C, devrimci mücadelenin silahlı yollarla gerçekleşmesini savunmuştur. Bu süreçte Che Guevara’nın foco teorisi etkili olmuş ve terör taktikleriyle kent gerillacılığı benimsenmiştir. 1972’de Kızıldere Olayı sonrası gerileme yaşayan örgüt, 1974 affıyla yeniden dirilmeye çalıştı. Ancak, içindeki görüş ayrılıkları nedeniyle mücadele bölünmelere yol açtı. Dursun Karataş liderliğinde 1994’te DHKP-C adıyla birleşerek devam etmiştir. Örgüt, bugüne kadar radikal silahlı mücadele çizgisini sürdürmüştür (Şahin, 2021).

Kaynakça

Doğan, S. (1987). THKP-C Doğuşu ve ilk eylemleri (2. Baskı). İstanbul: Sistem Yayıncılık Tic. Ve San. A.Ş.

Kürkçü, E. (1988). THKP-C. Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi7, 2198-99.

Laçiner, Ö. (1998). THKP-C: Bir mecranın başlangıcı. Toplum ve Bilim, 78(1), 7-22.

Şahin, M. (2021). Devrimci Halk Kurtuluş Partisi – Cephesi (DHKP-C) (Der. Göktuğ Sönmez), Türkiye’nin terörle mücadelesi: kavramlar, örgütler ve aktörler içinde, Ankara: TASAV.

Yılmaz, A. (2006). Bu Tarih Bizim [THKP-C ve Devrimci Yol’dan Bugüne Geçmiş Değerlendirmesi]. Devrim Dergisi Yayınları, İstanbul.

Yorum Yapın